بسم الله الرحمن الرحيم

4 Ekim 2008 Cumartesi

Allah'ın İsimler

Allah'ın 99 ismi
(Esma'ül-Hüsna)

1. Adl

2. Afüv

3. Ahir

4. Alîm

5. Aliyy

6. Allah

7. Azim

8. Aziz

9. Bais

10. Baki

11. Bari

12. Basir

13. Basit

14. Batın

15. Bedi

16. Berr

17. Cami

18. Cebbar

19. Celil

20. Dar

21. Evvel

22. Fettah

23. Gaffar

24. Gafur

25. Gani

26. Habir

27. Hadi

28. Hâfıd

29. Hafız

30. Hakem

31. Hakim

32. Hakk

33. Halık

34. Halim

35. Hamid

36. Hasib

37. Hayy

38. Kabid

39. Kadir

40. Kahhar

41. Kavi

42. Kayyum

43. Kebir

44. Kerim

45. Kuddüs

46. Latif

47. Macid

48. Malikül Mülk

49. Mani

50. Mecid

51. Melik

52. Metin

53. Muahhir

54. Mübdi

55. Mucib

56. Muğni

57. Müheymin

58. Muhsin

59. Muhyi

60. Muid

61. Muiz

62. Mukaddim

63. Mukit

64. Muksit

65. Muktedir

66. Mümin

67. Mumit

68. Müntakim

69. Musavvir

70. Muteali

71. Mütekebbir

72. Müzil

73. Nafi

74. Nur

75. Rafi

76. Rahim

77. Rahman

78. Rakib

79. Rauf

80. Reşid

81. Rezzak

82. Sabur

83. Samed

84. Şehid

85. Şekur

86. Selam

87. Semi

88. Tevvab

89. Vacid

90. Vahid

91. Vali

92. Varis

93. Vasi

94. Vedud

95. Vehhab

96. Vekil

97. Veli

98. Zahir

Zülcelal-i Vel-İkram

12 Ocak 2008 Cumartesi

17 Kasım 2007 Cumartesi

11 Kasım 2007 Pazar

TÜRBAN


Örtünmek islamın emridir.Hiçbir kuvvet yasaklıyamaz.Yasal olarak Örtünmek yasak değildir.

5 Kasım 2007 Pazartesi

Irkçılığın Pislikleri

IRKÇILIĞIN İNSANLIKLA ALAKASI YOKTUR

Irkçılık, insanlık tarihi içinde uzun bir geçmişe sahiptir. Eski Yunan, Roma, Mısır toplumlarında egemen uluslar kendilerinin doğal üstünlüklerine inanırlar, kendilerinden olmayan ulusları ikinci sınıf insan, dolayısıyla köle ve hizmetçi olmak üzere yaratılmış topluluklar olarak değerlendirirlerdi.

İsrailoğulları gibi kimi toplumlarda ise ırkçılık dini bir nitelik kazanmıştı. Kendilerinin seçilmiş ulus olduklarına inanan israiloğulları, İslâm'ın tebliğ edildiği dönemde, sırf kendi uluslarından olmadığı için Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğini kabul etmemişlerdi .

Nazizmden farklı biçimde de olsa, Avrupa uluslarının sömürgecilik hareketlerinde haksız ve insanlık dışı eylemleri meşrulaştırmakta ırkçı görüşler başlıca etken oldu.

İspanyollar Amerika'ya geldiklerinde Yerlilere karşı izledikleri yayılmacı ve saldırgan politikalarını, Yerlilerin İspanyollardan farklı oldukları, kendileriyle aynı anlamda insan bile sayılamayacaklarını öne süren ırkçı teorilere dayandırdılar, topraklarını ellerinden aldıkları Yerlilere insan gibi davranmanın gerekmediğini öne sürdüler. Thomas Carlyle, James A. Froude, Charles Kingsley ve özellikle Rudyard Kipling'in yazılarında ısrarla işlenen "beyaz adamın misyonu" düşüncesi de sömürgecilik döneminde ırkçılığı meşrulaştırıcı ve sömürgeciliği yüceltici bir işlev gördü.

Bu düşünceye göre beyaz Avrupalı öteki ırklara medeniyet götürüyor, dolayısıyla insanlığa hizmet ediyordu. Başta İngiliz, Fransız ve Portekizliler olmak üzere Avrupalı tüm sömürgeciler Asya'da, Afrika'da, Hindistan ve Uzak Doğuda sömürgeleştirme faaliyetlerini bu sözde "medenileştirme" görevlerine dayandırıyorlardı.

ABD'de ise ırkçılık önceleri katliam ölçüsünde Yerlilere, daha sonra da Siyahlara yöneldi. Günümüzde ırkçılıktan belli ölçüde bir uzaklaşma eğiliminden söz edilse de başta ABD olmak üzere tam Avrupa ülkelerinde varlığını sürdürmekte; özellikle ırk ayırımının yasal olarak sürdüğü Güney Afrika ile İsrail'de en katı ve acımasız biçimiyle egemenliğini yürütmektedir.

İslâm, zulüm ve sömürüye yol açan tüm inanç ve düşünceler gibi ırkçılığı da yasaklamıştır.

İslâm'a göre ırk öğesi insanlara doğal bir üstünlük sağlamadığı gibi medenî bir toplumun oluşmasında da temel etken değildir.
Hz. Peygamber (s.a.s)'de câhilî bir âdet olan ırkçılığı sık sık gündeme getirerek eleştirmiş ve yasaklamıştır. Veda haccı sırasında, Veda Hutbesi olarak bilinen ünlü konuşmasında Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın Araba, beyaz renklinin siyaha, siyah renklinin beyaza bir üstünlüğü olmadığını, üstünlüğün yalnızca takva ile olduğunu ilan etmiştir. Mekke'nin fethinde, Kabe'yi tavaf ettikten sonra yaptığı konuşmada Hz. Peygamber (s.a.s) aynı gerçeği şöyle dile getirmiştir: "Sizden câhiliyye ayıplarını ve büyüklenmesini gideren Allah'a hamd olsun. Ey insanlar, tüm insanlar iki gruba ayrılırlar.

Bir grup iyilik yapan, iyi olan ve kötülükten sakınanlardır ki bunlar Allah nazarında değerli olan kimselerdir. ikinci grup ise günahkar ve isyankar olanlardır ki bunlar da Allah nazarında değersiz olanlardır. Yoksa insanların hepsi Adem'in çocuklarıdır; Allah Adem'i de topraktan yaratmıştır."

Irk üstünlüğü düşüncesinin temelsizliği başka bir hadiste de şöyle ortaya konur "Hepiniz Adem'in oğullarısınız, Adem de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar Allah nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler" (Tirmizi Tefsir sure, 49).

Irkçılık eğilimleri İslâm dünyasında ondokuzuncu yüzyılın sonlarında yeniden canlanmaya başladı. Batılı devletlerin Osmanlı Devletinin parçalama planlarının bir parçası olarak canlandırmaya çalıştıkları bu düşünce, İttihad ve Terakki yönetiminin benimsediği ırkçı politikaların da etkisiyle ayrılıkçı hareketleri besledi. Osmanlı Devletinin parçalanmasından sonra oluşan birçok yeni devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti de ırkçılıktan önemli ölçüde etkilendi. Yeni devletin özellikle dil ve kültür politikalarında etkili olan ırkçı eğilimler zamanla Türkçülük, Turancılık adıyla bilinen bağımsız bir politik hareket haline geldi. Bu hareket çeşitli parti ve örgütler içinde varlığını günümüzde de sürdürmektedir.

23 Ekim 2007 Salı

Türkiye Bağımsız Olmadıkça PKK,dan Kurtulamaz

Güçlü bir devlet olan Türkiye.1982 tarihinden itibaren,sürekli olarak kan kaybetmektedir.Makam-mevki ve çıkar uğruna ülke insanı yıllardır kana bulanmıştır.İncirlik ABD,ye kiralanmış.Habur kapısı ABD,nin emrine verilmiş,iskenderun limanı satılmış.

Irak işgal edilmişse Türkiye Hükümetinin marifetiyle bu hale getirilmiş.Türk askerinin başına çuval geçirenler.kuzey ırakta kukla bir kürdistan kurdurmuş.

Irak cumhurbaşkanı,başbakanı,savunma bakanı,iç işleri bakanı gibi hassas noktalara Peşmerge getirtilmiş.Böylece PKK kuvvet bulmuş,ABD silahlarıyla donatılmış,Türkiye üzerine saldırarak,kalleşçe,sinsice tuzaklar kurarak.masum ve genç Türk evlatları katledilmiştir.Dışa bağımlı olan AKP her ne kadar tezkere çıkmıştır.Kimseden emir almayız.her an ıraka gireriz dese de,Başbakan yarın izin almak için İngiltereye gidiyor.Bu hangemede ingiltereye değil,Türk askerlerinin hiç kimseden izin almadan Iraka girmeliydi.

Daha dün Türkiyeden kırmızı pasaport alan iki Iraklı çakal,Bugün Türkiye,ye diş bilevleyip girerseniz vurururz demezdi.dememeliydi.PKK elebaşlarını değil,bir kediyi dahi Türkiyeye teslim etmeyiz diyemezdi.Bunu bir dedirten var.ABD Iraka girip sanki işgal etmemiş gibi,Türkiye Irak topraklarına girerse işgal oluyormuş.Halbuki daha kursaklarında Türkün ekmeği var.zıkkım olsun.ateş olsun.o dört yıl verdiğimiz ekmeğin karşılığını almamız lazım.

Kerkük,Musul ve Süleymaniye,Irak bütünlüğü içersinde kalmak kaydıyla,Lozan antlaşmasında Bırakılmıştır.şayet ırak bölünürse,sözü edilen yerler asıl sahibi olan Türkiyeye iade etmeleri gerekir,değilse savaş sebebi olmalıdır.Ancak basiretli bir başbakanın olması gereklidir.

Türkiye Kuzey Irak,a Elektirik ve Yiyecek veriyor.ABD,silah veriyor.AB destekliyor,Haburdan %70 ABD kargosu geçiyor,İncirlik açık.

PKK,Kimdir?.Vatanı nerede?.ve Nereden besleniyor?.

EE Besle kargayı oysun gözünü misali.Önce teşhis konulmalı.sonar Borazanı öttürmeli.

6 Ekim 2007 Cumartesi

Şirk

Şirk üç türlüdür.

l - Büyük Şirk
2 - Küçük Şirk
3 - Gizli Şirk

1 - Büyük Şirk:

a) Dua Yapmada Şirk: "(Dua yalnız Allah'a yapılır. Başkasına yapıldığı zaman şirktir. Ölüden yardım istemek gibi.)
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Gemiye bindikleri zaman dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca O'na hemen eş koşarlar."
(Ankebut: 65)
b) Niyet ve İstemede Şirk: (Yani; bir iş yaparken Allah rızasından başka bir şey için yapmaktır.) Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenler orada işlediklerinin karşılığını eksikliğe uğratılmadan veririz. İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşa gitmiştir, zaten
yapmakta oldukları da batıldır." (Hud: 15-16)
c) İtaatte Şirk: (Allah'ın itaat etmeyi yasakladığı bir konuda birisine itaat etmek veya kendisine itaat edilmeyi yasakladığı birisine itaat etmek demektir.)
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını,(din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler. Oysa tek olan Allah'tan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ibadete layık ilah yoktur. Allah koştukları eşlerden münezzehtir." (Tevbe: 31)
Bir gün Rasulullah (s.a. s) bu ayeti kerimeyi okuduğu sırada içeriye daha evvel hristiyan iken İslam'la şereflenen Adiyy İbn Hatem (r.a) girdi ve bu ayeti kerimeyi duyunca Rasulullah (s.a.s)'e:"Onlara ibadet etmiyorlar ki" dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s):"Onlar Allah'ın helal kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı?" diye sorunca Adiyy b. Hatem:
"Evet" diye cevap verdi. Rasulullah (s.a.s) de:"İşte böylece onlara ibadet ediyorlar" buyurdu.(Tirmizi-Ahmed b. Hanbel)
d) Sevgide Şirk: (Yani; bir mahluku veya herhangi birşeyi Allah kadar veya Allah'tan daha çok sevmektir.)
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp O'na koştukları eşleri Allah gibi sevenler vardır. Halbuki iman edenlerin Allah'ı sevmesi her şeyden fazladır."(Bakara: 165)

2-Küçük Şirk:

Riya (gösteriş)'dir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işlesin ve Rabbine ibadette ortak koşmasın."(Kehf: 110)
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:
"Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir." Bunun üzerine sahabeler şöyle sordu:
"Küçük şirk nedir? Ya Resulallah!" Rasulullah (s.a.s) de şöyle cevap verdi:
"Riyadır. Cenabı Hak insanları amellerine karşılık cezalandıracağı zaman riyakarlara: "Dünyada gösteriş yaptığınız kimselerin yanına gidin. Onların yanında bir mükafat bulabilecek misiniz?" diyecektir." (Ahmed b. Hanbel)

3) Gizli Şirk:

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:"Bu ümmetin şirki karanlık bir gecede dümdüz bir kayanın üzerinde yürüyen siyah bir karıncanın ayak sesinden daha gizlidir." (Hakim)
Büyük şirk insanı İslam dininden çıkarır, kafir yapar. Küçük şirk ise İslam dininden çıkartmayıp büyük günahlardan daha günahtır.
Gizli şirkin kefareti ise Rasulullah (s.a.s)'in devamlı olarak söylediği şu duayı tekrarlamaktır:"Allah'ım! Bildiğim şeylerde şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim şirkten de senin affını dilerim." (Ahmed).

KÜFÜR

Küfür iki türlüdür.
1 - Büyük Küfür: Bu insanı İslam dininden çıkarır.
2 - Küçük Küfür: Bu insanı İslam dininden çıkartmaz. Fakat büyük günahtır.

Büyük küfrün türleri:
Birincisi: Küfrü Tekzib (Yalanlama küfrü).
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Allah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kim dir? Cehennemde kafirler için bir durak yok mudur sanırlar." (Ankebut: 68)
İkincisi: Doğru olduğunu tasdik ettiği halde kibirlenip yüz çevirmek.Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Meleklere Adem'e secde edin demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler. O ise kaçındı, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu." (Bakara:34)
Üçüncüsü: Şüphe Küfrü (Bir şeye iman ettiği halde onun doğruluğunda şüpheye düşmek). Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Kendisine böylece yazık ederek bahçesine girerken: "Bu bahçenin batacağını hiç zannetmem. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem andolsun ki orada bundan daha iyisini bulurum" dedi. Kendisiyle konuştuğu arkadaşı ona: "Seni topraktan, sonra nutfeden yaratanı, sonunda da seni insan kılığına koyanı mı inkar ediyorsun? İşte O, benim Rabbim olan Allah'tır. Rabbime kimseyi ortak koşmam" dedi." (Kehf: 35-38)
Dördüncüsü: Yüz Çevirme Küfrü (Yani iman ettiği halde Allah'ın hükümlerinden bile bile yüz çevirmek, onları tatbik etmemektir.)
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Kafirler uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler." (Ahkaf: 3)
Beşincisi: Nifak Küfrü (Yani bir şeye inanmadığı halde diliyle inandığını söylemek.) Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Onlar yeminlerini kalkan edinerek Allah'ın yolundan alıkorlar. İşledikleri işler gerçekten ne kötüdür. Bu, önce inanıp sonra küfretmiş olmalarındandır. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık anlamazlar." (Münafıkun: 2-3)
İnsanı dinden çıkarmayan küçük küfür ise; küfranı nimettir. Yani Allah'ın verdiği nimete şükretmemektir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Allah size güven ve huzur içinde olan bir kasabayı misal verir. Her taraftan oraya bolca rızık geliyordu. Ama Allah'ın nimetlerine küfrettiler (nankörlük ettiler). Bu yüzden Allah onlara yaptıklarına karşılık açlık ve korku belasını tattırdı."(Nahl: 112)

BİD'AT

Şer'i anlamı: İslam şeriatında aslı olmayan bir şeyi icad etmek demektir.Lügat manası ise; dinde aslı olan bir şeyi icad etmek demektir.
Her kim İslam'da aslı olmayan yeni bir şey ortaya atıp bunun İslam'dan olduğunu iddia ederse yaptığı şey sapıklıktır. İslam dini bu gibi sapıklıklardan uzaktır. Bu yeni şey ister itikatta, ister amelde, ister zahiri ve batini sözlerde olsun fark etmez.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:"Her bid'at sapıklıktır." (Buharı, Müslim)
"Her kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa onun ameli geçersizdir."(Buhari, Müslim)
Bu hadisi şeriflerden anlıyoruz ki bütün şer'i anlamdaki bid'atler sapıklıktır.
Rivayete göre Ömer b. Hattab müslümanlara Ramazanda bir tek imam arkasında teravih namazı kılmalarını söylemiş ve evden çıkıp camide onları tek imam arkasında namaz kılarken gördüğü zaman şöyle demiştir:
"Eğer bu bid'at ise güzel bir bid'attır."
Burada Ömer b. Hattab (r.a) bid'atin şer'i anlamını değil lügat anlamını kastetmiştir. Çünkü Rasulullah (s.a.s) teravih namazını bir iki gece bazı sahabelerle beraber mescidde kıldı. Sonra Rasulullah (s.a.s) teravih namazının farz kılınmasından ve ümmetine zorluk vermekten korktuğu için cemaatle teravih namazı kılmayı terk etti. Rasulullah (s.a.s) vefat edince teravih namazının farz olma ihtimali ortadan kalkmış olur.
Ömer b. Hattab (r.a) müslümanların bir kısmının cemaatle bir kısmının ise kendi kendilerine namaz kıldıklarını görünce onları bir tek imam arkasında topladı. Ömer (r.a)'nun teklifinin İslam'da aslı varolduğu için sahabeler bunu topluca kabul ettiler.


BİD'ATİN TÜRLERİ

Bid'at: Dini bid'at ve dünyevi bid'at olmak üzere iki kısımdır.Dini Bid'atler: Bunlar dört tanedir.
1) İslam Dininden Çıkartan Bid'at:
İbadet çeşitlerinden birisinin Allah'tan başkasına yapılması gibi.İbadet türlerinden bazıları; dua etmek, yardım istemek, yardımına çağırmak, adak adamak, kurban kesmek gibi...
Kim nebilerden, velilerden veya herhangi bir ölüden yardım ister veya sıkıntılı bir anında onları yardımına çağırırsa, Allah'tan başkasına adak adar veya kurban keserse dinde aslı olmayan bir şeyi yapmış olur. Allah'a karşı büyük şirk işlemiş olur ve kafir olur.
2) Haram Olan Bid'at:
Mezarlar üzerinde bina yapmak, bunların üzerine örtü koymak, süslemek, ışıklandırmak, el sürmek, mezarları mescid edinmek, ölü birisinin yüzü suyu hürmetine Allah'tan bir şey istemek ve buna benzer şeylerin hepsi haram olan bid'atlerdendir.
Cündüp b. Abdullah (r.a) şöyle rivayet etti: Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediğini duydum:"Sizden öncekiler nebilerinin mezarlarını Mescid ediniyorlardı. Mezarları mescid edinmeyin. Bunu size yasaklıyorum." (Müslim)
Ebu Heyyar şöyle dedi: Ali (r.a) bana şu emri verdi:
"Rasulullah (s.a.s)'in beni gönderdiği işe ben de seni göndereyim mi? Gördüğün her heykeli yok et ve yükseltilmiş her kabri dümdüz yap." (Müslim)
Cabir İbn-i Abdullah (r.a) şöyle dedi:"Rasulullah (s.a.s) kabrin kireçle yapılmasını, kabir üzerine oturulmasını ve kabir üzerinde bina kurulmasını nehyetti."(Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Ahmed)
3)Tahrimen Mekruh (harama yakın olan) Bid'at:
Ezanda "Hayya ala hayru'l amel" veya "Eşhedü enne Ali veliyyullah" demek veya ezandan sonra yüksek sesle salavat okumak veya dua etmek bid'attir. (Ezandan sonra alçak sesle yapılan salavat ve dua sünnettir.)
Şaban ayının on beşinci gecesi toplanıp bu geceyi kutlamak (Berat kandili), Rasulullah (s.a.s)'in doğum gününü kutlamak bid'attir.
Rasulullah (s.a.s)'i sevmek ve ona değer verip üstün tutmak, onun doğum gününde toplanıp zikretmek veya mevlüd okumakla olmaz. Eğer bu amelde hayır olsaydı Rasulullah (s.a.s)'i bizden daha çok seven ve ona bizden daha çok bağlı olan ashab-ı kiram bu günü kutlardı.
Rasulullah (s.a.s)'i sevmek ve ona değer vermek ancak ona itaat edip emrettiği şeyleri yapmak ve yasakladığı şeylerden kaçınmakla olur.
Meşhur olan, Şaban ayının on beşinci gecesinde kılınan binlik namazı bid'attir. Bu ismi almasının sebebi; bin defa ihlas suresinin okunmasıdır. Bu namaz yüz rek'attır. Her rek'atta fatihadan sonra on kere ihlas suresi okunmaktadır.
Recep ayının ilk cuma gecesinde (Regaib kandili) kılınan namaz bid'attir. Cumhuru ulema Regaib gecesi ve bu gece kılınan namaz hakkında rivayet edilen hadislerin sahih olmayıp batıl olduğuna şahitlik etmişlerdir.
İmam Nevevi (r.a) Regaib namazı hakkında şöyle diyor: "Bu namaz kötü bir bid'attir. Sapıklıktır. Çirkin ve batıldır. "Kut'il Kulub" ve "İhya" kitaplarında zikredilmesine aldanma."
Bunun gibi Receb ayının yirmi yedinci gecesini (Miraç kandili) kutlamak bid'attir. Çünkü İsra ve Mirac'ın Receb ayının hangi gecesinde olduğu veya sahabelerin bu geceyi kutladığına dair sahih bir rivayet yoktur.
Ibn-i Abbas (r.a)'ya isnad edilen Miraç kıssasında zikredilen şeylerin çoğu batıl ve sapık şeylerdir. Abbas (r.a) bu gibi rivayetlerden beridir.
4) Tenzihen Mekruh Olan Bid'at:
Her namazdan sonra musafaha yapmak, Ramazanda perşembe günü gibi belli günlerde fakirlere yemek vermek, (fakirlere yemek vermek sevap bir amel olup bunun için belli bir gün tayin edilmesi bid'attir.) Farzı kıldıktan sonra teşbih yapmadan sünneti kılmak bid'attir. (Çünkü sahih bir rivayete göre Rasulullah (s.a.s) ara vermeden iki namazın arasının birleştirilmesini nehyetti.) Ayrıca böyle yapan kişi Rasulullah (s.a.s)'in bizler-'den namazdan sonra okumamızı istediği zikirleri terk etmiş ve bunların sevabından mahrum olmuş olur.
Dünyevi Bid'atler:
İslam şeriatı belli temeller ve kaideler üzerinde inşa edilmiştir. Yiyecek ve içeceklerden haramlığı hakkında sahih delil mevcut olmayan şeyler helaldir. Kuşlar ve hayvanlardan yenilmesinin haram olduğuna dair sahih delil bulunmayanların yenilmesi helaldir. Bu İslami bir kaidedir. Diğer bir İslami kaide de fayda veren şeyler mubah, zarar veren şeyler haramdır. Bir diğer İslami kaide ise; Allah ve Rasulünün haram kıldığı haram, helal kıldığı helaldir.
Hakkında haram veya helal olduğuna dair hüküm bulunmayan şeyler Allah'ın affettiği şeylerdir. Dünyevi şeylerde şer'i bid'at yoktur. Birşey ya haramdır veya helaldir. Mesela; elbiselerden ipek, takılardan altın gibi haramlığı hakkında sahih delil mevcut olan şeylerin dışındakiler mubahtır. (Altın ve ipek sadece erkeklere haramdır.) Kadının giydiği elbisenin erkeğe, erkeğin giydiği elbisenin kadına benzemesi haramdır. Aynı şekilde giyilen kıyafetin kafirlerin kıyafetine benzemesi veya giyimde modayı takip etmek küfür olan bid'attir.
Tarım ve sanayi gibi dünyevi işlerde ilerlemek lügat bakımından bid'at olsa bile müslümanların faydasına olduğu için helal ve sevaptır.

6 Eylül 2007 Perşembe

Komşu ve Komşuluk

Ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanların birbirlerine göre aldıkları ad.

Ailemizden sonra en yakın sosyal çevremizi komşularımız meydana getirir. İyi veya kötü günlerimizde şartlar en yakın çevre ile temas halinde bulunmayı gerektirir. Darlık zamanında yardımlaşma, normal zamanlarda ziyaretleşme, sır sayılabilen halleri gizleme birbirinin hâlinden etkilenme, hatta komşunun mülkünü satın almada öncelik hakkına sahip olma (şûf'a) komşulukla ilgili bir dizi hak ve sorumlulukların kaynağım teşkil etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de komşu ilişkisinden söyle söz edilir: "Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere iyilik edin " (en-Nisâ, 4/34).

Komşu deyiminin kapsamı ile ilgili olarak Hz. Ali (r.a) çevrede "sesi işitilenlerin" komşu olduğu görüşündedir. Hz. Aişe (r.a) da her taraftan kırk evin komşu olduğunu ve bunların komşuluk hakkına sahip bulunduklarını bildirmiştir. Ayrıca, komşu tabiri, hiç bir ayırım yapılmadan, müslüman-kâfir, âbid-fâsık, dost-düşman, yerli-misafir, iyi-kötü, yakın-uzak bütün komşuları içine alır (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 130).

Hz. Peygamber: "Cebrail (a.s) durmadan bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye ederdi. Bu sıkı tavsiyeden, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim" (Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr ve Sıla, 140: 141; Tirmizi, Birr, 28; İbn Mace, Adeb, 4) buyurur.

Köle ve Kölelik

Hukukî, iktisadî ve sosyal bakımlardan hür insanlardan farklı ve aşağı statüde kabul edilen kimse. Bu statüde bulunan erkeğe "köle", kadına ise "câriye" denir. Kul, bende, halayık ve esir, kölenin eş anlamlısıdır. Kadın köleye ise Türkçe'de câriye ve odalık denir. Arapça'da; abd, rakık, memlûk, kınn, rakabe, vasif ve mülkül-yemîn; kadın köleler için memlûke, vasîfe, câriye, eme ve gurre kelimeleri kullanılır. Farsça'da bende ve gulâm köle; kenîz ise câriye anlamındadır.

Köle, hukukî muâmele ve tasarruflara konu olabildiği için bir yönüyle "mal" sayılırken, iman, ibadet, muâmelât ve ceza hukuku alanındaki sorumluluk ve yükümlülükleri dikkate alındığında "edâ" ve "vücûb" ehliyeti kısıtlanmış kendine özgü bir insan statüsündedir. Velâyet, şahitlik ve kaza görevinden âciz olması ve mülk edinememesi köleliğin ehliyet arızası yönünü güçlendirir.

Köleliğin tarihi çok eskilere uzanır. Eski Mısır ve Yakın Doğu'da savaş esiri kölelerle, komşu kabile veya kavimlerden kaçırılan insanlar, babaları veya başka yakınları tarafından köle diye satılan çocuklar ve borçlarına veya işledikleri bazı suçlarına karşılık köle statüsüne geçirilen insanlar büyük bir sayıya ulaşmaktadır.

Tevrat'ta kölelikle ilgili bazı hükümler yer almıştır. Kişinin borcuna karşılık kendisini köle olarak satması (Levililer, 35:39), alacaklıların, mal bırakmadan ölen borçlunun çocuklarını köle edinebilmesi (II. Krallar, 4:1-7), bir kimsenin kendi öz kızını satabilmesi bunlar arasında sayılabilir. Tevrat'ta, köle azadı ile ilgili bir hüküm yer almamıştır. Ancak efendisi tarafından gözü kör edilen veya dişi kırılan yahudi olmayan kölenin hürriyetine kavuşacağından söz edilir (Çıkış, 21:26). İncil'de de köle âzâdından söz edilmez. Kiliseler, köleliği tarihi bir olay olarak kabul etmişlerdir.

Roma hukukunda, İus Gentlum'a göre kölelerin hiçbir değeri yoktu. Başlangıçta âzâd edilmeleri de yasaklanmıştı. Sonraları köle azadına imkân sağlanmıştır. Eski Yunan ve Roma'da köleliğin başlıca kaynaklarını savaş esirleri ile korsanlık vb. yollarla kaçırılan veya yabancı (barbar) ülkelerden getirtilen insanlar ve kölelerden doğmuş olan çocuklar oluşturuyordu. Önceleri, borçlunun borcuna karşılık alacaklısına köle olma kuralı ve terkedilmiş çocukları büyütüp yetiştirenlerin elinde köle sayılması uygulaması söz konusu iken, bu tali kaynak sonradan yasaklanmıştır. Bu dönemde kölelerin yaşam şartlarının son derece elverişsiz olduğu ve bu durumun zaman zaman büyük sosyal patlamalara neden olduğu bilinmektedir. Roma hukukunda belirli bir dönemde kölelerin evlenme hakkı yoktu. Ancak köle ve câriyelerin kendi aralarında cinsel hayat yaşamalarına ses çıkarılmıyordu.

İslâm'ın çıkışı sırasında Arap Yarımadası'nda ve Hicaz yöresinde kölelik uygulamasının varlığı bilinmektedir. Bunların büyük çoğunluğunu Afrikalı siyahîler teşkil etmekte idi. Nitekim Hz. Peygamber'in müezzini Bilâl-ı Habeşî de bunlardan biriydi. Bu kölelerin kaynağı tam olarak bilinmemekle birlikte, eski Yunan ve Roma'daki köle kaynağına benzemektedir. Bunlar ya ele geçirilenler tarafından satılmış ve el değiştire değiştire Mekke'ye kadar getirilmiş esirler veya kıtlıklar yüzünden aileleri tarafından satılmış çocuklardı. Arap Yarımadası'na başka beldelerden getirilen köleler de vardı. Meselâ; İkrime b. Ebî Cehl'in kölesi ile Ezrak b. Ukbe es-Sekafi ve Suheyb-i Rûmî Rum menşeli kölelerdi. Ancak Suheyb, kendisinin aslen arap olduğunu ve bir savaş sonucu Rumlara esir düştüğünü söylemiştir. Selmân-ı Fârisî İranlı idi. Kaçırılarak Yahudilere satılmış, müslüman olmak için Medine'ye kadar gelmişti. Hz. Peygamber hürriyetine kavuşması için Selmân'a (r.a) para yardımında bulunmuştur. Hz. Peygamber'in sonraları âzâd edip, evlatlık edindiği Zeyd b. Hârise (r.a) ise arap kölelerden idi (İbn Hişam, es-Sîre, Mısır 1375, I, 214-222; Taberî, Tarihu'l-Ümem ve'l-Mülük, Kahire, 1939, I, 227; Belazürı, Ensabu'l Eşrâf, Nşr. Muhammed Hamidullah, Kahire 1959, I, 357-367).

İslâm yedinci Miladî yüzyıl başlarında köleliği topluma yerleşmiş ve çağdaşı güçlü devletlerde tabii kabul edilmiş bir halde buldu. Köleliği tek yanlı ve kesin bir kararla kaldırma yoluna gitmedi. Ancak köleliğin kaynağını yalnız savaş hâline bağladı. Savaş sonrasında esirler için uygulana gelen bazı alternatifler vardır. Birincisi ve çokça başvurulan yol, esirlerin öldürülmesidir. Bu, vicdanları rahatsız ettiği gibi, galip tarafın intikam duygularını kamçılamaktan başka bir yarar sağlamaz. İkinci yol, savaş esirlerinin kurtuluş akçesi (fidye-i necât) veya esir değişimi yoluyla serbest bırakılmasıdır. Fakat, yenilen tarafın kurtuluş akçesi verememesi veya değişim için elinde esir bulunmaması yahut düşman tarafını yeniden güçlendirmemek için galib ülkenin yukarıdaki alternatifi kabul etmemesi hâlinde bir tıkanıklık doğmaktadır. Esirlerin karşılıksız af ilan ederek salıverilmesi ise, onları ele geçirmek için canını ortaya koyan İslâm savaşçılarının hakkına tecavüz sayıldığından pek az başvurulan bir alternatif olmuştur. Esirleri tasfiye etmenin üçüncü yolu ise; onları köle statüsüne sokmaktır. Bu duruma göre, savaş esirlerinin karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılması mümkün olmayan durumlarda geriye iki yoldan birisi kalır. Öldürülmek veya köle olarak yaşamını sürdürmek. Bu duruma göre, kölelik, öldürülmenin alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Savaşçıların genellikle genç yaşta bulundukları dikkate alınırsa, yenilgi yüzünden hürriyetini kaybeden kimsenin önünde uzun bir ömrü vardır ve hürriyetini elde etmesi ümidi sürekli olarak vardır. Ölüm hâlinde ise artık diğer bütün alternatifler ortadan kalkmış olur. İşte köleliğin yasaklandığı günümüzde, bir savaş sonrası uygulamada, esirlerin serbest bırakılmadığı durumlarda, onların tek tek veya toplama kamplarında topluca öldürülmeleri olayı ile karşılaşılmaktadır. İşte bu nedenle İslâm, köleliği tam olarak kaldırmamış ve gerektiğinde başvurulmak üzere kapıyı aralık tutmuştur. Ancak bununla birlikte savaş esirlerinin mutlaka köle edinilmesi diye genel bir kural yoktur.

Diğer yandan köleliğin tek yanlı bir kararla kaldırılması İslâm toplumlarının aleyhine bir sonuç da verebilir. Çünkü gayri müslim toplumlar, savaş sonrası müslüman esirleri sürekli olarak köleleştirirken, İslâm toplumlarına bu imkânın verilmemesi ve esirleri serbest bırakması onun zayıflaması sonucunu doğurur.

İşte İslâm yukarıda birkaçına temas edilen sebeplerle köleliği kaldırmamış, fakat getirmiş olduğu çeşitli tedbirlerle kaynağını yalnız savaş esirlerine münhasır kılmış diğer kaynaklara izin vermemiştir.

İslâm hukukuna göre köle ve câriye statüsünü şu şekilde belirleyebiliriz: Gayri müslimlerle bir savaş sonucunda müslümanlar galip gelmiş ve esir almışlarsa, İslâm Devleti'nin elinde esirler için izleyeceği yol alternatiflidir.

1- Öldürme. Savaş esirlerine öldürme hükmünün uygulanabileceği konusunda İslâm hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Çünkü Hz. Peygamber'in bazı savaş esirlerinin öldürülmesini emrettiği tevatür yoluyla nakledilmiştir (el-Cassas, Ahkâmü'l-Kur'ân, III, 391). Bazı bilginler esirleri öldürmenin savaş devam ederken mümkün olduğunu, savaş bittikten sonra bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. Delilleri; "Onlar sizinle savaşırlarsa onları öldürünüz" (el-Bakara, 2/191) âyetidir. Savaş bittiğine göre artık öldürmeye gerek kalmamıştır. Esir olmazdan önce müslüman olan kimse, ne öldürülür ve ne de köle edinilebilir. Belki tedbir olarak bir süre tutuklu bulundurulur. Esirken İslâm'a giren de öldürülmez (İbn Hazm, el-Muhallâ, (Neşr. A.M. Şakir) VII, 309)

2. Köle edinme. Savaş esirlerinin köle edinilmesi veya zimmî statüsünde İslâm Devleti'nin tebaası hâline getirilmesi de mümkün ve câizdir. Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik'in görüşü budur. Bazı Hanefî hukukçularına göre ise esirleri köle olarak kullanma hükmü neshedilmiştir (Muhammed, 47/4; el-Enfâl, 8/67; el-Cassas, a.g.e., V, 268-272).

3. Kurtuluş fidyesi karşılığında salıvermek. Âyette; "Esirleri meccânen veya bir fidye karşılığı salıverme vardır" (Muhammed, 47/4) buyurulur. Bu bedel; mal, para, savaş malzemesi vb. şeyler olabilir. Nitekim Bedir Gazvesi esirlerinin bir bölümü para karşılığında, para temin edemeyenler ise on çocuğa okuyup-yazma öğretme karşılığında serbest bırakılmıştır (es-Sâbûnî, Tefsîru Ayâti'l-Ahkâm, II, 451-452). Ancak Hanefî hukukçulara göre, mal karşılığı serbest bırakma hükmü neshedilmiştir. Çünkü bu, düşmanın yeniden güçlenmesine yol açar. Bu görüşe göre, fidyeden söz eden âyet (Muhammed, 47/4), daha sonra inen ve müşriklerin öldürülmesini bildiren âyetlerin (et-Tevbe, 9/5, 29) hükmü ile neshedilmiştir. Çoğunluk İslâm hukukçuları ise, fidye karşılığı salıverme hükmünün, ihtiyaca göre başvurulmak üzere devam ettiği görüşündedir.

4. Esir mübadelesi. Hanefîlerin çoğunluğuna göre esir değişimi yoluyla salıverme mümkündür. Çünkü bazı durumlarda, İslâm Devleti düşmanın eline geçen müslüman esirleri kurtarmak için buna mecbur kalabilir. Fidye âyetindeki "fidâ" terimi mutlak olarak zikredildiği için, bunun esir değişimini de kapsamına alması muhtemeldir.

5. Meccânen salıvermek (menn). İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, düşman esirlerinin meccanen salıverilmesi caiz değildir. Çünkü bu, düşmanın güçlenmesine yol açacağı gibi, hayatını ortaya koyarak bunları esir eden mücahidlerin haklarına da bir çeşit tecavüz sayılır. İmam Şâfii ise, meccânen salıvermeyi caiz görür. O, Hz. Peygamber'in, Yemame halkının büyüğü Sümâme b. Üsal'i meccânen salıvermesini delil getirir (Ömer Nasuhi Bilmen, Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, III, 402).

Savaşta esir alınan kadınlarla, çocukları öldürmek ittifakla caiz görülmemiştir. Bunlar hakkında diğer alternatifler söz konusu olur. Esir alınan karı-koca birlikte İslâm ülkesine getirilmişlerse nikâh bağı devam eder. Yalnız kadın gelmişse bu bağ ortadan kalkar (Bilmen, a.g.e., III, 402).

Bir savaş sonrası köle statüsü ortaya çıkınca, ikinci kaynak olan doğumla kölelik statüsü de bunun tabii sonucu olarak ortaya çıkmış olur. İslâm hukukuna göre, kural olarak köle, annenin statüsüne tabidir. Bunun istisnası, hür bir baba ile onun cariyesinden doğan çocuk hür sayılır. Köle baba ile hür anneden doğan çocuk, genel kurala göre hürdür. İslâm hukukunda, köleliğin bu iki kaynak dışında başka bir kaynağı yoktur.

Kölenin hukuka statüsü:

İslâm hukukunda köle, satışa konu olması bakımından "eşya" gibi kabul edilmekle birlikte diğer inanç, ibadet ve muameleler bakımından ehliyeti kısıtlı bir insan statüsündedir. İslâmî emir ve yasaklara muhatap olması bakımından bir kölenin hak ve sorumluluklarını şöylece özetlemek mümkündür

1. İnanç ve ibadet hürriyeti bakımından:

Bir müslümanın yanında ve mülkiyetinde bulunan köle veya câriyenin inanç özgürlüğü vardır. Gayri müslim olarak kalabileceği gibi, İslâm'a girmesi ve İslâmî akideye sahip olması da hakkıdır. Ancak efendisi onu, buna zorlayamaz. Çünkü iman kalb işi olduğu için, zor karşısında inanmış görünmek kişiyi "münafık" durumuna düşürür. Bu durum çoğu zaman, karşı taraf için, kişinin gerçek yüzüyle görünmesinden daha zararlı olabilir. Müslüman köle, ibadet ve dini yükümlülükler bakımından temelde hür insanlar gibidir. Ancak ehliyeti kısıtlı olduğu için, bu yükümlülükler onun gücü ile sınırlıdır. "Allah hiçbir kimseyi gücünün yeteceğinden başkası ile yükümlü tutmaz" (el-Bakara, 2/286).

Bu yüzden köle ve câriye namaz ve oruçla yükümlü olmakla birlikte, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hac'tan muaftır. Fıtır sadakası efendisi tarafından verilir. Cihadla yükümlü değildir. Câriyelerin örtünme konusundaki sorumlulukları, hür kadınlara göre sınırlıdır.

2. Muâmelât ve Ukûbât bakımından:

Köle, mülkiyete ve tasarruflara konu olması bakımından eşya gibidir. Alınıp satılabilir, hibe edilebilir, kiralanabilir, ortak mülkiyete konu olabilir. Eksik vücûb ehliyeti vardır. Mülk edinemediği için, kazandıkları efendisine ait olur. Bu yüzden ona karşı yapılacak haksız fiilden elde edilecek diyet ve erş gibi tazminatları efendisi alır. Başkasına karşı işleyeceği haksız fiillerde ise köle kendi mülkiyetiyle sorumludur. Efendisi bu zararı ödemezse, zarar görene kölenin mülkiyetini devretmek zorunda kalır.

Efendisi köleye hukukî tasarruflarda bulunma izni verebilir. Böyle bir köleye "me'zûn" denir. Me'zûn, borçlardan şahsen sorumlu sayılır. Efendisi bunları ödemezse, köle satılarak bunlar ödenir. Kazandığı efendisine ait olur. Ancak efendi köle ile "mükâteb" anlaşması yapmışsa köle vücûb ve edâ ehliyetine de sahip olur. Çünkü bu durumda belli bir bedeli kazanarak efendisine ödeyince hürriyetine kavuşabilecektir. Bu da onun mülk edinmesini gerektirir. Efendi, verdiği tasarruf izninden her zaman dönebilirken "mükâteb" sözleşmesi dönülemeyen bir tasarruftur.

Köle ve câriyelerin evlenmesi efendilerinin iznine bağlıdır. Erkek köle mehri ve evliliğin getireceği bazı mali yükümlülükleri bizzat karşılamak zorunda kalacağı için, onun evlenmesi efendisini de ilgilendirmektedir. Bu yüzden kölenin evlenmesinde efendisinin rızası aranmaktadır. Efendi köleyi evlenmeye zorladığı takdirde, köle hürriyetine kavuşunca muhayyerlik hakkına (hıyâru'l-ıtk) sahiptir.

Kölelerin evlenmesinde şu durumlar söz konusu olabilir.

a. Hür bir erkek kendi cariyesi ile nikâh söz konusu olmaksızın cinsel hayat yaşayabileceği gibi, onu nikâh akdi ile eş edinmesi de mümkündür. Ancak hür olan eşle câriye bir nikâh altında toplanamaz. Diğer yandan hür bir erkek, başkasının câriyesi ile, onun efendisinin izniyle ve mehir de vererek evlenebilir (bk. el-Bakara, 2/221).

b. Hür bir kadın kendi rızasıyle, başkasının mülkü olan bir köle ile evlenebilir (el-Bakara, 2/221). Ancak, kadının velisi, böyle bir evliliğe kefâet* (denklik) bakımından itiraz ederek evliliği feshettirme hakkına sahiptir. Velisi bu yetkiyi kullanmazsa akit kesinleşir. Doğacak çocuklar anneye tabi olarak hür sayılır. Koca, satın alınma, hibe, miras, vasiyet ve benzeri yollarla karısının mülkiyetine geçerse nikâh akdi münfesih olur. Çünkü nikâh akdi mülkiyet kadın bakımından aynı kişide toplanamaz. Böyle bir kadın evliliği sürdürmek isterse, kölesi statüsünde olan kocasını azad eder. Erkek serbest kaldıktan sonra yeni bir akitle evlenmeleri mümkündür. Ancak serbest kalan kölenin bu ikinci evliliği kabul etmeme imkânı da vardır.

c. Köle ve câriyenin efendilerinin izniyle evlenmesi mümkündür. Bunların aynı efendinin veya ayrı ayrı efendilerin kölesi olması sonucu değiştirmez. Doğan çocuklar annenin efendisine aittir. Çoğunluğa göre, köle ister hür olsun ister câriye yalnız iki kadınla, İmam Mâlik'e göre ise dört kadınla evlenebilir. Erkek kölenin, çocukları üzerinde velâyet *, kadın kölenin de hadâne* köle, boşama konusunda efendisinden izin almak zorunda değildir. O, bu konuda tam ehliyetli sayılır. Ancak cariyenin iki defa boşanması mümkündür. Bununla beynûneti kübrâ meydana gelir. Kocası olan veya boşanan câriyeler, hür kadınların yarısı kadar iddet * beklerler. Doğum hâlinde iddet doğumla sona erer. Köle ve câriye miras veya vasiyet yoluyla mülk edinemez. Aksi halde ona intikal edebilecek mal, efendisinin sayılacağı için servet dolaylı yoldan ilgisi olmayana geçmiş sayılır.

Köle, had cezası gerektiren suçların cezasını hürlere göre, yan olarak çeker. Meselâ; zinada bekâr köleye, hür kimselere verilen cezanın (en-Nûr, 24/2) yarısı verilir (en-Nisa, 4/2). Köle ve câriye evli de olsa muhsan sayılmaz ve onlara zinada recm * cezası uygulanmaz. Zina iftirası (kazf) suçunda hürlere verilen cezanın yarısı (en-Nadr, 24/4), hırsızlık (el-Mâide, 5/38) ve irtidâd suçlarında cezanın yarıya indirilmesi mümkün olmadığı için tam ceza uygulanır.

Kısası gerektiren suçlarda köle, hür veya köle karşılığında kısas olarak öldürülür. Bir köleyi öldüren hür kimse de kısas yoluyla öldürülür. Hanefiler dışındaki mezheplere göre ise, bu durumda, aralarında eşitlik olmadığı için kısas uygulanmaz. Yaralamalarda da kısas yoluna gidilmez. Diyet * gereken durumlarda kölenin sahibi dilerse, hak sahiplerine diyeti öder, dilerse diyet yerine karşı tarafa kölenin mülkiyetini devreder. Hanefilere göre, kölenin diyeti, hür kimselerin diyetini aşamaz. Şâfiîlere göre ise, böyle bir sınırlama söz konusu değildir.

Ta'zir cezaları İslâm Devleti'nin toplum düzenini sağlamak için serbestçe koyacağı cezalar olduğu için, Devlet köle ve cariyelerin had ve kısas cezaları dışında kalan suçları için, hürlere eşit veya farklı biçimlerde ceza koyma hakkına sahiptir.

Kölelerin hak ve görevleri: Ehliyeti, hak ve yetkileri çeşitli bakımlardan kısıtlanmakla birlikte, köle bir insandır ve Allah'ın bir kuludur. Bu yüzden âyet ve hadislerde köle ve câriyelere insanca muamele yapılması tavsiye edilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de; "Sahip olduğunuz kölelere iyilikte bulunun" (en-Nisâ, 4/36) buyurulması, çeşitli hadis-i şeriflerde; "Onlara "kölem " demeyiniz "oğlum, kızım " diye hitap ediniz", "Köleler, Allah'ın sizin yanınızda bulundurduğu kardeşlerinizdir. Allah sizi de onların hizmetine tabi kılabilirdi. O halde onlara iyi davranın" buyurulması bu tavsiyelere örnek olabilir. (Köle ile ilgili hadisler için bk. Wensinck, Meftâh, "Abîd" ve "ltk" mad.). Ayrıca bk. Azad, Mühatebe mad.

Hamdi YUSUFOĞLU

Blog Listem

  • ANAYASA - *TAHKİM (Hüküm) ÂYETLERİ.* Âl-i İmran Suresi 7.Ayet: هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ *مُحْكَمَاتٌ* *هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ* وَاُ...
    6 yıl önce
  • ŞİRK ve KÜFÜR: Kadının Namazı - ŞİRK ve KÜFÜR: Kadının Namazı: أَلنِّسَاءِيَّاتْ KADININ NAMAZI EVİNDE OLMALIDIR -2 صلاة المرأة في بيتها -25 الحديث الخامس والعشرون : عَنْ أُمِّ حُمَيهدٍ ا...
    12 yıl önce
  • İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR - İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR .إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır. Laiklik; geniş ve basit tanımı ile, dinin siyasal ha...
    12 yıl önce
  • İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR - * İSLÂM’DA LAİKLİK YOKTUR * .إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ Allah katında tek Din İslâmdır. Laiklik; geniş ve basit tanımı ile, dinin siyasal h...
    12 yıl önce
  • REÇETE-şiir - Ey yüksek sosyeteye mensup modacı hanım, Eğlence zümresinin başının tacı hanım, Bu metod ki, sizlerin müsbet ilâcı hanım: Dışının görünüşü içinin aynasıd...
    12 yıl önce
  • SAAT KODLARI - http://sitene-kod-ekle.tr.gg/saat-kodlar&%23305;-flashl&%23305;--k1-.oe.rnekli-k2-.htm
    15 yıl önce
  • Manyaklara Güzel Cevap - ÖRTÜNMEK İSLAMIN EMRİDİR. CHP'den,İSLAM DİNİNE HÜCUM CHP Deşifre Olmuştur Bunlar,Türbanlıyı mahkemeye veriyor,Çarşaflıya rozet takıyor.Halkı aldatıyorl...
    15 yıl önce
  • HIRİSTİYANLAR PİSLİKTİR SEVİLMEZ - وَقَالُواْ لَن يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلاَّ مَن كَانَ هُوداً أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ *(BAKAR...
    16 yıl önce
  • Hıristiyanlar Sevilmez - وَقَالُواْ لَن يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلاَّ مَن كَانَ هُوداً أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُواْ بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ *(BAKAR...
    16 yıl önce
  • Hak Din İslamdır - *HAK DİN.TEK DİN.İSLAMDIR.* (ÂLİ IMRÂN suresi 19. ayet) إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن...
    16 yıl önce
  • İki Yüzlülük - 259) İki Yüzlülüğün Kötülenmesi Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadis-i şeriften insanların iki yüzlülüklerini herkesten gizleyebileceklerini, fakat Allah’tan...
    16 yıl önce
  • İki Yüzlülük - İki Yüzlülüğün Kötülenmesi 259) İki Yüzlülüğün Kötülenmesi Bu bölümdeki bir ayet ve iki hadis-i şeriften insanların iki yüzlülüklerini herkesten gizleyebile...
    16 yıl önce
  • HUDÛD (İSLAM CEZA HUKUKU) - 15: HUDÛD (İSLAM CEZA HUKUKU) *BÖLÜM: 1* *Ø** KENDILERINDEN KALEM KALDIRILAN, CEZA VERILMEYEN KIMSELER VAR MIDIR?* *1423-* Ali (r.a.)’den rivâyete göre,...
    17 yıl önce
  • SAPIKLIĞA DÜŞEN KAVİMLERİN GÖRÜŞLERİ - Şimdi bizim sapık kavimlerin rububiyetle ilgili görüşlerini incelememiz Kur’an-ı Kerim’in onları hangi noktalardan ve niçin reddetme yoluna gittiğini ve ...
    17 yıl önce
  • Demokratik çalışma ve amel ilişkisi - *Demokratik Çalışma ve Amel ilişkisi :* İslam adına , müslüman olarak belli bir partinin çalışmalarına katılan kimselerin yaptıkları bu iş, sıhhat şartl...
    17 yıl önce
  • İBNİ TEYMİYYE-8.CİLT - بســـم الله الرحمن الرحيم "(İyi bilinmelidir ki) Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar üzülecek de değildirler. Onlar, iman edip (gerektiği gi...
    17 yıl önce
  • Çay Sohbeti - *İBN-İ TEYMİYYE** ve İBN-İ TEYMİYYE-7.Cilt ve İBNİ TEYMİYYE-8.CİLT* *İslâm Güneşi,Mekke'den Doğar.Dünyayı Aydınlatır.* *İslâm Bahçesinde,Dinî Yazı,Resim ve...
    17 yıl önce
  • Lanetlikler - الحديث الرابعوالثمانون عن أبي هريرة رضي اللّه عنه قال لَعَنَ رسولُ اللَّهِ صلى اللَّه عليه وسلّم مُخَنَّثِي الرِّجالِ الذينَ يتَبَّهونَ بالنِّساءِوالمُتَ...
    18 yıl önce